YORUMLARINIZI PAYLAŞIN

"www.kenandabirkuyu.com", yeni adresimiz...

4 Mart 2014 Salı

KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN ' IN ÇIKTIĞI SON SEFER VE ARDINDAN GELEN ÖLÜMÜ ...



Bütün Osmanlı padişahları içerisinde en uzun süre tahtta kalan Kanuni Sultan Süleyman, Sigetvar Seferi ile on üçüncü sefer-i hümayununa çıkmış bulunuyordu. Miladi tarihle 46 sene süren hükümdarlığı sonunda yetmiş üç yaşına gelmiş ve son yıllarında ki şehzadeler meselesi ise onu hayli yormuş ve yıpratmıştı. 1564 yılında
sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa’nın teşviki ve on yıldan fazla bir zamandır sefere çıkmaması nedeniyle Kanuni Sultan Süleyman sefere çıkmaya karar verdi. Hazırlıklar tamamlandıktan sonra Ramazan ayının on veya on birinci günü sefere çıkılmak istenmiş hatta bu sebeple Kanuni Sultan Süleyman, Eyüp sultan ve
İstanbul’da bulunan Osmanlı padişahların mezarlarını ziyaret etmişti. Fakat Kanuni Sultan Süleyman’ın ani rahatsızlığı sonucu sefere çıkılması ramazan ayının sonuna kalmış ve ancak 9 Şevval günü sefere çıkılabilmişti . Kanuni Sultan Süleyman ikinci konak olan Davutpaşa konağında rahatsızlığı iyice artmış ve artık at üstünde gidemez hale gelmiş ve bu sebepten dolayı araba ile yolculuğa devam etmek zorunda kalmıştır .


.Yukarıda da belirtildiği üzere, hasta olan Kanuni Sultan Süleyman’ın bozuk yollardan dolayı rahatsızlığını engellemek amacıyla Sokollu Mehmed Paşa ordudan bir menzil önce giderek yolların ve köprülerin tamiri ile uğraşmıştı. Bunun üzerine İstanbul’dan Edirne’ye kadar olan kadılara ve beylere hüküm gönderilerek yolların ve köprülerin teftiş edilerek tamiri gerekli olanların tamir edilmesi istenmişti . Bundan başka Rumeli’de şiddetli yağmurların zarar verdiği yolların ve köprülerin tamiri için de hüküm gönderilmişti . Kanuni Sultan Süleyman’ın ata binemeyecek derecede olan hastalığı zaman zaman iyileşme göstermiştir. Bu duruma en iyi örnek Kanuni
Sultan Süleyman’ın Karışdıran Ovası’nda ata binip avlandığıdır. 5 numaralı Mühimme Defteri’nin 1566 numaralı hükmünde padişahın ata binip ava çıktığına dair bilgi bulunmaktadır . Padişah zaten öteden beri sefere çıkan diğer Osmanlı padişahlarında olduğu gibi nikris hastalığından müzdaripti. Kanuni Sultan Süleyman Niş’e vardığında burada bulunan ılıca padişahın otağının içerisine alınmış ve Kanuni Sultan Süleyman burada banyo yapmıştır. Niş’ten hareket edildikten sonra menziller aşılarak Belgrad’a
varılmıştı. Kanuni Sultan Süleyman İstanbul-Belgrad arasını tam 49 günde geçmişti . Belgrad’dan hareket edildikten sonra türlü meşakkat çekilerek padişah Zemun sahrasına vardı. Bu arada Kont Nikola Miklos Zrinyi’nin, Şikloş’ta Kanuni Sultan Süleyman’ın çaşnigir ağalığında da bulunmuş olan Tırhala Sancakbeyi Mehmed’i ansızın ele geçirip, oğluyla birlikte öldürmesinin duyulması üzerine Sigetvar Kalesi tarafına gidilmesi kararlaştırıldı.

Kanuni Sultan Süleyman, uzun bir süre sonra Peçuy’da at üstünde görülmüş ve Sigetvar kalesine de at sırtında varmıştır. Padişah adeta askerlerine sağlıklı olduğunu gösterircesine Similehov tepesine kurulan otağ-ı hümayununa yürüyerek girmiştir. Kanuni Sultan Süleyman’ın 22 Muharrem/9 Ağustos günü Sigetvar’a dahil

olmasının ardından kaleye hücum edilmiş ancak kale kuşatmaya mukavemet göstermiştir. İlk yürüyüşün başarısız olmasının ardından 3 gün sonra 12 Safer/29 Ağustos günü kaleye ikinci umumi yürüyüş gerçekleştirilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman hasta olmasına rağmen bu gün atına binip ordusuna hücum emrini vermiştir. Kanuni Sultan Süleyman’ın hasta bir halde yatağından çıkıp ordusuna hücum emri vermesinin ardından artık durumu iyice ağırlaşmış ve kalenin fethini göremeden 21 Safer’i 22 Safer’e bağlayan gece seher vaktinden evvel ölmüştür. Kanuni Sultan Süleyman’ın ölüm tarihi hakkında Osmanlı kaynaklarında, ordunun İstanbul’dan hareketi, Padişahın Sigetvar Kalesine varışı ve iç kalenin fetih tarihinde olduğu gibi
farklılıklar bulunmaktadır. Bu müelliflerden Ramazanzade Agehi Mansur Çelebi “Saferin 22. gicesi ki
yevm’ül-isneyn’de vâki olur. İbtida-i gurubtan üçüncü saate nücum ederken ” derken Feridun Ahmed Bey, Saferin 21. gicesi , Selânikî , 22 Safer Cumartesi günü gecesi sabaha dört saat kala, Heft Dâstân Saferin 20. gecesinin sekizinci saatinde, Gelibolulu Mustafa Âli , Peçevi ve Solakzade , Saferin 22. gecesi Penç-şenbih günü, gece saat dokuzda ve Müneccimbaşı ise Saferin 22. gecesi saat dokuz buçukta, Kanuni Sultan Süleyman’ın öldüğünü bildirirler. Padişahın ölümünü 22 Safer olarak gösteren müellifler yanlışa düşmüşlerdir. Çünkü; eğer belirttikleri gibi 22 Safer olsaydı Kanuni Sultan Süleyman Sigetvar’ın fethinden sonra ölmüş olurdu. Halbuki kaynaklarda Kanuni Sultan Süleyman’ın Sigetvar Kalesi’nin fethini göremeden öldüğü bildirilmektedir. Bu yanlışlığın temelinde ise gece ve gündüz kavramlarının farklı algılanmasından kaynaklanmaktadır . Kanuni Sultan Süleyman’ın ölüm tarihini 21 Safer olarak doğrulayan bir diğer kaynak da Seyyid Lokman’ın Hünername isimli eseridir. Bu eserde de Kanuni Sultan Süleyman’ın ölüm tarihi olarak 21 Safer tarihi belirtilmektedir . Kanuni Sultan Süleyman’ın ölüm sebebi olarak da çeşitli bilgiler bulunmaktadır. Hammer , padişahın ölüm sebebi olarak, inhitât-ı kuvva (çökgünlük), ishal veya bir nüzûl darbesinin sebep olduğunu, Fairfax Downey, inmeden öldüğünü bildirirler. Osmanlı müelliflerinden Mustafa Nuri Paşa, Netayic’ül-Vukûat’da İllet-i Zahir’den öldüğünü bildirir ki bugünkü dizanteri hastalığının karşılığıdır .

PADİŞAHIN ÖLÜMÜNÜN GİZLENMESİ

Vezir-i azam Sokollu Mehmed Paşa, Kanuni Sultan Süleyman’ın ölüm haberini aldıktan sonra bunun bir sır olarak saklanmasını, eğer bu durum herhangi bir şekilde duyurulursa her kim olursa olsun cezalandırılacağını tenbih ederek gereken önlemleri aldı . Hekimbaşı Kaysunizade Bedreddin Mehmed Çelebi ’ye de padişahın
cesedinin kefenlenip yattığı yere defnedilmesi emredildi . Bunun üzerine Kanuni Sultan Süleyman’ın cesedi yıkanmış iç organları çıkarılıp misk, âbir ve anber kokuları sürülerek tahtın altına geçici olarak defnedildi.
Kuşatma ile ilgili hazırlıkların tamamlanması ve artık kalenin fethinin çok yakın olması ve bir bozguna sebep olmamak için Vezir-i Âzam Sokollu Mehmed Paşa, Silahdar Cafer Ağaya gizlice gönderdiği tezkere ile kapıcılar kethüdasının otağ-ı hümayuna davet edilmesini ve ona padişahın sıhhati çok şükür düzelmek üzeredir, ancak kalenin hala fetholunmamasından dolayı huzursuzdur emr-i şerifleri kalenin bugün fethedilmesidir diyerek bu haberin muhasaradaki beylere iletilmesini tenbih etmişti. Vezir-i Âzam Sokollu Mehmed Paşa’nın akıllı hareketi sayesinde kale ertesi gün fethedildi . Vezir-i Âzam Sokollu Mehmed Paşa kale fethedildikten sonra Şehzade Selim’e Kanuni Sultan Süleyman’ın öldüğünü bildiren ve kendisini tahta davet eden mektubu gönderdi. Bu mektup ulaka verilirken gönderilen mektubun, Bağdad Beylerbeyine kalenin fethedildiğine dair fetihname olduğunu Bağdad’a giderken de şehzade Selim’e bir mektup vermesi istendi. Padişahın ölüm haberinin duyulmasının etrafında düşman toprakları olan bir bölgede ve sefer ile meşgul bulunulduğu bir sırada ordu üzerinde yıkıcı bir etki edeceğinden Vezir-i Âzam Sokollu Mehmed Paşa ölüm haberini vezirlerden bile gizli tutmuştu . Bu esnada mevcut durumun devam edebilmesi için Vezir-i Âzam Sokollu Mehmed Paşa tayinler yapmış ve savaşta yararlığı görülenlere terakki ve hilat vererek padişahın durumunun iyiye gittiğini bildiriyor ve askerlerin olası bir asayişsizliğine aldığı tedbirlerle engel oluyordu.
Padişahın sağlığı ile ilgili askerin durumunu kontrol etmek amacıyla Vezir-i Âzam Sokollu Mehmed Paşa tarafından ordu içine casuslar yerleştirildi . Bu casuslar vasıtasıyla alınan haberlere göre hareket edilmiş bunun içinde her türlü şüphe dağıtılmıştı .

Ordu yaşlı padişahın hasta olduğunu biliyordu. Padişahın hiç görünmemesi yanında, yine de bazı belirtiler görmüş olmalılar ki ara ara padişahın sağlığına dair bazı dedikodular çıkıyordu. Çünkü bir kale fethedildiğinde ya da bir savaş kazanıldığında padişah, askerlerini başarılarından dolayı kutlar ve yararlılık gösterenleri taltif ederdi. Kanuni Sultan Süleyman’ın daha önceki seferlerinde kazanılan zaferlerden sonra bu tür törenler düzenlenmişti . Sigetvar Kalesi’nin fethedilmesine rağmen padişahın görünmemesi askerlerin şüphesini arttırıyordu. Bütün tedbirlere rağmen bu neviden şüphelerin ortaya çıkması sefer dolayısı ile askerin padişahın çok yakınında yaşamasından kaynaklanmaktadır. Fakat Sadrazam tarafından hemen alınan tedbirlerle bunların önüne geçiliyordu. Kalenin fethinden sonra Padişahın sağlığı ile ilgili söylentiler başlayınca Vezir-i Âzam Sokollu Mehmed Paşa bu söylentilerin önüne geçebilmek için hemen münadiler çıkarıp, Cuma namazını kalede kılacağını ilan ederek şüpheleri dağıtmaya çalışmış, daha sonra da Padişahımızın ayağı incindi namaza gelemeyecek diye ikinci bir açıklama yaptırmıştı . Ordu Cuma namazını kale içinde kıldıktan bir süre sonra askerler arasında yeniden ileri geri söylenmeler baslamıstı. Padisah da gelmeliydi ve bahsisler
verilmeliydi deniliyordu. Bunlar duyulunca yeniden münadiler çıkarılıp ertesi gün Padisah divan toplantısı yapacak diye duyurulmus, böylelikle süpheler yok edilmisti. Bu zamana kadar yirmi iki gün geçmis, devlet erkânına henüz Padisahın ölümü haberi verilmemisti.

Sadrazam ertesi günkü divanda bir problem çıkmaması için geceden sır katibi Feridun Beyi divan üyelerinin çadırlarını tek tek dolasıp ağız birliği edilmesini tenbih etmek üzere göndermisti. Feridun Beyle birlikte gece gizlice çadırları dolasan tarihçi Mustafa Selânikî Efendi, bu konuda oldukça ayrıntılı bilgi verir. Selânikî o
geceyi söyle anlatır :

“ Ve bu gice sâhib-sa’âdet hazretleri Katib’üs-Sır Feridun Ahmed Beğ’i vüzera-i izam hazretlerinin her birinin çadırına tenha gönderüb “Sözlerin ve fikr-ü endiselerin tedbir-ü tedarüklerinden haber virsünler. İnsallahu
Te’ala yarın divan-hane çadırında ana göre söyleselüm” diyü ısmarlamıslar bu hakden kemine ashab-ı saadetün çadırların göstermek içün mehtabda musahabet iderek bile giderdük. Evvel hüma sultan
hazretleri sahibi ferhad pasa hazretleri çadırına varup sahib saadet hazretleri katib Feridun beği bulusmağa gönderdi. Didüğümüzde buyursunlar diyü haber çıkup içerü gittiler vardukları gibi hay meded eyü geldün pasa hazretleri niçün bu ahval niçe olur? Dimisler ve ağlayup halt-ı kelam eylemisler ben de didim ki divan eylemek yaramaz mıdır mütekkadimin ahvali niçe olmusdur bilmez misüz tevarih okumadınız mıihsan u inayet eylen havsala üzerine olup din i mübinin ırz-ı serifin sakınur ve saklar ervah-ı tayyibe-i ricalullah hazırdır. Huda-i rabbülalemin hafız u hasır ola maksud-ı hulus-ı niyyet ile hüsni teveccüh ü tevekküldür. Didüm siz evdensiz ne derdü gamınız var dimisler andan çıkub mihrümah sulta hazretleri damadı Vezir-i Âzam Sokollu Mehmed Pasa Ahmed pasa hazretleri çadırına varıldı. Gaflet üzere olmayub hazır-u bidar olup fikr ü endisede imisler Feridun Beğ geldi bulusmak ister didüklerinde gelsün buyurmuslar mahalli selamda kardas yüreğiniz tastan demürden midir ne divan edecek halimüz var itdüğünüz ne isdür ne günümüze dururuz niçün hazine-i amireyi defterdar ile gemilere koyub göndermezsiz olacak hod oldı hele ben olancasın gönderüb hasır oldum dimisler ben de didüm ki sultanum bu sizün böyle tedarük eylediğiniz halka çok güft-ü güya sebeb olmusdur hiç vüzera-i izam selef padisahlarının bunun gibi hal vaki oldukda ne amel eylemislerdür ırak değül padisahımız cülusunda nice olmısdı. Vüzera hazretleri neylediler simdi amme-i halka padisahımız elhamdulillah
eyüce oldu. Hayatdadur. Disenüz kimse sizi tekzib eylemez sahihdür diyü tasdik iderler. İnayet ü ihsan eylen televvün ü tereddüdi kon kaviyyül kalp olun düsmen-i din içindeyüz maslahat itmanıma sa’y buyurub kal’a-yı
tamam idelüm yapılsun iste padisahumuz hazretleri gelüb yetismelidir. Didüm anun bunda gelmesi eyü değildür getiremezsin anun müdebbirleri kimseyi beğenmezler katlan göresin hayr ola yarınki günü de görelüm didi.
Bu da Kızıl Ahmedlü Vezir-i Âzam Sokollu Mehmed Pasa-i Aziz Mustafa pasa hazretlerine varıldı. Haber oldukda karsı gelüb safa geldün kadem getürdün Allah teala cümle düsvar islerimiz lütfundan asan eyleyü-vire
hele kıral taburun bozup kalkmıs yahsi tedbir ü tedarikler olmus diyü isittim beni kocup bağrına bastı. Hayr dualar eyledi ve sahib saadete allahu teala kuvveter vire tutduğı kolay gele cümle din ü devlet mesalihi üstine düsdi. Heb ana bakarız bu seferün neticesi be her hal böyle olacak idi. Vallahu galibün ala emrihi ayetini okudular ve insallahe teala divan hanede heman yeniçeriye kalayı itmam itdürmeğe himmet ü tedarük eyleyesün buyurdular ben de didim ki sultanım karındasınız Rumili beğlerbeğisi hazretlerine hükmi serif ile çavuslar gönderildi. Asker-i mansureden her kimi istersen alub kala-i bobofça yı muhasara idüb almakda mücidd ü sai olasın dinilmisdi. Kıs geldi basdı asker ahvale vakıf olmusdır. Biz kimün emriyle giderüz diyicek zemanı mıdır didüm buyurdılar ki ol sehir oğlanı tabiatludur. Heman seni serdar eylen hükm gönderün bana kosun eğer söz söylerse basın kesüp sahib saadetün çadırına göndereyeyüm dimisler el hakk kavf sözlü sadık’ul- kavl serverdür diyü pesend eylediler "

Ertesi gün 14 Rebi’ül-evvel de büyük divan kurulmustu, bu Sigetvar’ın
fethinden ve padisahın ölümünden 22 gün sonra kurulan ilk büyük divan idi. Büyük
divanhane ve on iki direkli sâyeban kuruldu. Bütün asker saflar halinde yerli yerinde
durmus, adet olduğu üzere yeniçerilere yemek çıkarılmıstı. Yeniçeri Ağası Ali Ağa
daha önceden sadrazamla konustukları gibi içeri girip çıktıktan sonra yeniçerilere
hitaben yaptığı konusmada padisahın “berhüdâr olup yüzleri ak olsun gazaları kutlu
ve mübarek olsun, yoldaslığı tamam edip kaleyi tekmil ediversinler. Bütün bahsis ve
terakkileri verilsin, kabul edilmistir”. Dediğini naklettikten sonra, sanki çok acele bir
emir almıs gibi atların hazırlanması emrini verip atına binmisti. Bahsislerini soran
yeniçeriye tamamına kefil olduğunu ama önce Padisahın emrinin yerine getirilmesinin
uygun olduğunu söyleyerek ve hakikaten acele ederek çadırının önünde attan inmeden
sarık ve kaftanını değistirip hemen kaleye doğru yönelmisti. Böylece dengenin her an
altüst olabileceği durumlarda en büyük tehlike olarak görülen yeniçeri, padisah
çadırından uzaklastırılmıstı. Daha sonra Rumeli beylerbeyi Bobofça Kalesini
fethetmekle görevlendirilip o da bir kısım askerle Bobofça’ya doğru yola çıkmıstı .
Vezirler, beğlerbeğiler, kazaskerler, defterdarlar yeniden nisancı tayin
edilen Celalzâde’nin bulunduğu toplantıda divan üyeleri divan bittiğinde arza gitmek
istemislerdir. Bunun üzerine gerekli açıklama Padisahın doktoru olan Tabib İbn
Kaysun tarafından yapılıp Artık ilaçların faydası yoktur diyerek ölüm haberi
verilmistir . Durumu gözleriyle görmek isteyen devlet erkanı oba kapısından girip
yatak haymesine doğrulduklarında içeriyi bos görmüsler onları içeride karsılayan
Silahdar Cafer Ağa Çukadar Mustafa Ağa ve iç ağalar Padisahın Safer ayının 22
Cumartesi gecesi sabaha dört saat kala öldüğünü söylemislerdir.
Bu konudaki açıklamayı da hekim sıfatıyla yine İbn Kaysun yaparak “İmam
Dervis Efendi, Rikabdar Mustafa Ağa ve Musa Ağa Hasan Ağa cümlemiz on iki nefer
kimse mübarek cesedin gasl edip tekfin eyleyip namazın kıldık. Ve yapıp gönderdiğiniz
tabut ile taht altına emanet konuldu. Yirmi iki gündür dua idip hatimler indirmekle
mesgulüz demistir .”

Devlet erkânı toplantı bitip dısarı çıktıklarında Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümünü hissettirmemek için hiçbir
sey olmamıs gibi islerinin basına dönmüslerdir . Bu olayı, Sokollu Mehmet Pasa aldığı tedbirlerle devletin üst kademesindekilerden baska, herkesten gizlemeyi basarmıstı. Fetihten sonra yapılması gereken bütün isleri
yapmıs kalede gerekli tamiratlar yapılıp muhafızlar tayin edilmis Bobofça kalesi ve yakın kaleler teslim alınmıstı. Kanuninin ölümünün hemen arkasından Sehzade Selim’e gönderilen habercinin yerine ulastığından ve Sehzadenin yola çıktığından da haber alınmıstı. Aslında Sigetvar’da bu kadar uzun süre beklemenin en önemli nedeni Yeni Padisahın gelip ordunun basına geçmesiydi. Sehzade Selimin gecikmesi üzerine vezirler orduya yetismek için acele etmesini rica eden bir mektup gönderdiler . Daha önce Sadrazam tarafından gönderilen iki mektuptan sonra bu sehzadeye giden üçüncü mektup idi. Sehzade Selim İstanbul’da cülûs edip yola çıktıktan sonra Filibe’den gönderdiği mektupla yolda olup gelisini haber vermisti. Bunun üzerine padisahın gömüldüğü yerden çıkartılıp yine hiç kimseye durumu fark ettirmeden Belgrad’a kadar götürülmesi gerekiyordu. Hazırlıklar baslamıstı. Öncelikle bir tabut temin etmek gerekiyordu. Tabutun ceviz ağacından yapılmıs olması gerekiyordu. Fakat, ceviz ağacının nasıl temin edileceği bilinmiyordu. Bu esnada Ösek Kalesinde eskiden kalma ceviz ağacından yapılmıs bir taht olduğu haber alındı . Ölüm haberinin duyulmaması için çok titiz davranan Sadrazam ve devlet erkânı bütün bunları yürütebilmek için yapılacak her seye bir bahane buluyorlardı. Daha önce Sigetvar’a fethin nisanesi olarak Kanuni Sultan Süleyman adına bir cami yapılması kararlastırılmıstı. Bu biraz da yeni padisah gelinceye kadar orduyu burada tutabilmek ve kalenin tamiratını uzatmak için bahaneydi. Caminin yapılması isinden sorumlu olan Yeniçeri Ağası Ali Ağa davet edilip, caminin minberinin ceviz ağacından olması teklif edilip, kararlastırılmıs ve Ösek Kadısına ve dizdarına haber gönderilip yeni yapılan caminin minberi için taht istenmisti. Kalenin hazinesinden çıkartılan ve daha önceleri Ösek kalesinde yeni kral olanların oturduğu merasim tahtı koçu arabalarına konulup aceleyle Sigetvar’a gönderilip, doğrudan Sadrazamın çadırına getirilmisti. Kündekari ile süslenmis ve ziba yapraklarla resm olunup nakıs ve tasvirle münakkas ifadesiyle anlatılan tahtın kıymetli bir eser olduğu anlasmaktadır. Olayı yakından takip edebilmek için minber isini Sadrazam üstlenmis ve çağırdığı ustaya yapılmasını istediği minberin seklini çizerek buna göre yapmasını söylemis, böylece taht parçalanarak minberin yapımına
baslanmıstır.

14 Rebi’ül-evvelde büyük divanın kurulduğu gün hasta olduğu bilinen Yakup
Ağa, Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümüne dayanamayarak tam bu sırada ölür .
Sadrazam bunun üzerine içeriye gönderdiği tezkireyle minberden artan tahta varsa
Yakup ağaya bir tabut yapılmasını ister. Usta çok tahta arttığını hatta bu tahtaların
minber için çok ideal olmayıp tabut için daha uygun olduğunu söyler . Böylece
Kanuninin konulacağı tabut hazırlanmıs olur. Tabutun içine konulacağı tahtırevan ise padisahın yolda düsman üstüne varmak gibi bir niyeti olduğundan lazım olacağı söylenerek güya padisah tarafından yapılması
istenir. Hatta Mirâhur Ferhad Ağa, bu konuda kendisine gönderilen ve Kanuni Sultan
Süleyman’ın, yazısının iyi bir taklidi olan tezkireyi padisahın sağlığından süphesi
olanları ikna niyetiyle etrafındakilere göstererek, tezkireyi bizzat yazmıs olmasının
iyilestiğine delalet ettiğini belirtmistir. Tahtırevan daha sonra uygun olup olmadığı
anlasılmak için sadrazamın otağına getirilir. O da isi olduğunu, daha sonra bakacağını
bırakmalarını söyler böylece gece olur asıl maksat tabutun padisahın otağına
geçirilmesidir.

Kanuni Sultan Süleyman öldüğü zaman kokular sürülüp kefenlenmis ve tahtın altına emaneten defnedilmisti. Hatta Hekimbası İbn Kaysun’un ifadesindeki tekfin eyleyip yapup gönderdiğiniz tabuta koyduk sözünden kefenlenip tabuta konulduğu hatta misk, abir ve anberle terbiye edildiği de daha önce anlatılmıstı . Fakat bu
alelacele alınan ilk tedbirler yeterli görülmemis olmalı ki her seyi yenilemek ihtiyacı duyulmustu. Mehmet Pasa kendisinde bulunan zemzemle yıkanmıs bir kefenliği çıkarmıs fakat bunun yetisip yetismemesinden tereddüde düsüp, ayrıca bir de Kabe örtüsü gerektiğini söyleyince sır katibi Feridun bey kendisinde de bir adet zemzemlenmis kefen ve Kâbe örtüsü olduğunu söyleyerek bunları getirmisti . Tedarik edilen Kâbe örtüsü ve zemzemlenmis kefen, bolca misk âbir ve anberle birlikte Vezir-i Âzam Sokollu Mehmed Pasa tarafından tabutun içine, tabut da tahtırevan içine konulup yatsı namazı vaktinden sonra Padisahın otağına nakledilmistir. Ertesi gün herhangi bir süpheye meydan vermemek için Padisahın gece kaleye gidip geldiği söylentileri yayılmıstır. Sadrazam Mehmed Pasa padisahın yakın hizmetinde bulunanlara bir tezkire göndererek merhum padisahın topraktan çıkarılarak gönderilen zemzemli kefenlere tekrar sarılıp ve yeni musammalara konulup cesedin yeniden tamamen misk ve âbir ile halledilip tabuta konulmasını, tabutun da arabaya yerlestirilmesini tenbih etmisti . Ayrıca Silahdarın tabutun bas ucunda oturup Padisahın sarığını eliyle tutup, gerektiğinde halkı selamlıyor gibi hareket ettirmesi tavsiye edilmisti.

PADİSAHIN CENAZESİNİN BELGRAD’A GÖTÜRÜLMESİ

Nihayet Yeni Padisahın yaklastığı duyulunca 3 Rebi’ül-ahir (18 Ekim)’de
askere ulûfe verilip, 5. gün otağı hümayun çıkarılıp göç zamanının geldiği ilan
edilmisti. Padisahın otağı hümayuna geçici olarak gömülen cesedi yukarıda anlatıldığı
gibi hazırlanıp arabaya konulduktan sonra 6 Rebi’ül-ahir (21 Ekim)’de yola
çıkıldı . Merasim adabına göre devlet erkânı otağı hümayun yakınına gelmis, asker ise
büyük gruplar halinde yol üzerinde selama durmuslardı. Padisahın otağdan çıkacağı
zaman rıhlet (göç) nefiri çalınıp arabaya atlar kosulup, araba otağı hümayundan dısarı
çıktığında Devlet erkânı otağı hümayun önünde durmuslardı. Araba çıkarken dergâh-ı
âli çavusları alkıs tutup gülbank getirmislerdi. Yine gelenek olduğu gibi ve saltanat
kaidelerine göre tuğlar ve sabiteler ile devlet erkânı, vezirler, peykler, yedekler ve
solaklar mükemmel surette giyinmis (süslenmis) olarak Padisahın arabasının önünde yürüyor, çavuslar alkıs tutuyorlardı. Tabl, nakkare ve nefirlerin sesleri ayyuka yükseliyordu. Açılan zafer bayraklarıyla ordu geri dönmek üzere yola çıkmıstı. Bu sahneyi bütün açıklığı ile gösteren minyatürü Nüzhet’ül Âhbâr’da görmek
mümkündür. Ancak dikkat edilmesi gerekli olan nokta, minyatürdeki anlatım, içinde
bulunduğu eserin bilgilerine dayanıp bu konuda çokça istifade edilen Selânikî ile her
noktada çakısmamasıdır. Otağ-ı hümâyûndan çıkan bir atın çektiği yesil örtülü
arabanın perdesi aralanmıs olup içeriden sadece beyaz bir sarık görünmektedir. Aynı
eserin içinde, Silahdarın Padisahın kavuğunu pencereden görünecek sekilde
tasımasının tenbih edildiği hatırlanırsa Selânikî’nin bahsettiği gibi padisaha benzeyen
birini görmeyi de ümit etmemek lazım gelir. Arabanın önünde peykler ve solaklar
yürümekte arkasında birisinin matara tasıdığı iki has oda ağası atlı olarak gelmekte
sağında süslü atları sorguçlu sarıkları ile devlet erkânı dört kisilik bir grup halinde yer
almaktadır. Önlerinde ise muhtemelen Sadrazam Sokollu Mehmet Pasa olan bir kisi
vardır. Kaynaklarda da ifade edildiği gibi önde giden tuğlara arka plandaki tabl nefir
ve nekkare çalan mehter takımı eslik etmektedir .

Padisahın arabasının içine cenaze ile birlikte has oda oğlanlarından Hasan Ağa
oturtulmustu. Aslen Bosnalı olan ağa beyaz yüzlü, doğan burunlu, köse sakallı, hasta
görünüslü, boynu sargılı olup uzaktan bakıldığında Kanuni Sultan Süleyman’a
benziyordu. Arabada giderken gerektikçe sağa ve sola selamlar veriyordu. Padisahı
arabada otururken görenlerin süpheleri dağılmıstı . Peçevi , Padisahın yerine
oturtulan kisinin Silahdar Cafer Ağa olduğunu padisahın yazısına benzeyen hattıyla
gerektikçe bir seyler yazdığını söyler ki aslında, bu Cafer ağa padisahın yerine oturan
kisi olmayıp el yazısı çok benzediğinden sadece yazısını taklit etmistir .
Zafer kazanmıs bir ordunun bütün gösterisiyle Belgrad’a doğru yola çıkılmıstı.
Orduyu ve Kanuninin cenazesini tasıyan arabayı Sigetvar’dan çıktıktan sonra gösteren
baska bir minyatür de Tarihi Sultan Süleyman’da olup bir önceki minyatürü tamamlamaktadır . Ancak, sahne daha genis bir görüs alanını kapsamaktadır . Sağdaki sayfanın ortasındaki araba bir önceki minyatürdekinin aynı olup sadece örtüsü kırmızıdır. İki tarafa açılan perdeden hemen göze çarpan kavuk ise burada çok net bir sekilde görünmektedir. Arka planda da gruplar halinde tasvir edilenler ise tuğlar ve
sancaklarla yürüyen ordudur. Sağ üst tarafta, sancaktarların yanındaki mehter takımı
ise henüz düzenli bir görünüm arz etmektedir. Sağ üst tarafta sancaktarların yanındaki
mehter takımı ise henüz Padisahın ölümü ilan edilmediğinden ellerindeki aletleri
çalmaya devam etmektedirler.

Arabanın sağ tarafında Sadrazam, önünde solaklar, onların önünde peykler,
Sadrazamın arkasında ise dört kisi olarak vezirler tasvir edilmistir. Minyatür,
Nüzhet’ül Âhbâr’da ki Sigetvar’dan çıkısı gösteren minyatürle bir çok noktada
benzerlik göstermektedir öyle ki sadrazamın atının örtüsü bile aynıdır. Yalnız dikkat
çeken nokta arabanın açılan perdesinin tam ortasına yerlestirilen kavuktur.
Birkaç menzil sonra Sadrazam bundan sonrası iç ildir padisah av zamanında
olduğu gibi rikab ağalarıyla yalnız kalmak ister üç yüz nefer yetisir deyip askerleri,
tuğları, tabl ve nekkare çalanları önden göndermistir. Bu esnada Yani padisahın Belgrad’a geldiği de haber alınmıstı. Cenaze ile sultan Selim arasında dört menzil kalmıstı. Sokollu Mehmed Pasa hafızları çağırıp iste
sancaklar gitti arabanın yanında hepiniz gâh sure-i yasin gâh sure-i feth ve sure-i kehf
kurandan neresi olursa okusanız, zikirler edip ilahi sözler söyleseniz padisah daha
fazla memnun olurdu dedi. Tarihçi Selânikî de orada bulunduğu gece Sadrazam hafızların cenazenin içinde
bulunduğu söyle anlatır :

“ Emr sultanım hazretlerinindir, amma araba kurb-ı aziz mahaldür
bizim gibi fukarayı korlar mı? Ağaların her biri nedür bunlar diseler
gerekdür didüm buyurdıkları ben kupucu bası Sinan Ağaya ısmarlayup
dururın kimseyi söyletmez sizi gözedür didiler fi-hakika sabaha dört saat
kalınca göçildi. Altı nefer hafız yoldaslar idik hafız küçük mahmud, silahdar
Mustafa müezzin merdüm-i pasa, Mustafa Selânikî, silahdar kasım sipahi
oğlanı merdüm-i Rüstem pasa sipahi Ahmed ulufeciyan-ı yemin hafız Ahmed merdüm-i pasa varduğumız gibi Gayr-i mutad âdemler “sizün burada yüriyecek yerinüz değildür” diyü solaklar söylendiler. Biz de zikrullaha
basladık gice ile bir orman kenarı mahall idi müessir düsdi. Geçi
merhumun intikalin bilmemis kimse kalmamısdı. Ve merhum u mağfurunlehun
meyyiti bu mahalle de kırk sekiz gün tamam setr olmus idi. Amma bu
arada kesf olup azikar olmağla kırk sekiz yıldan berü serir-i izzetde
padisah-ı din-penâh mevt u hasreti muhkem te’sir eyleyüb sûzis-i mâtem ile
her kisi âh u nâle vü efgana âgâz eyledi. Hay hay ile ağlasup inlesdiler. Su
mertebeye vardı ki yürimeyüp turdılar “hay Sultan Süleyman Han” diyüp
feryada basladılar. Vüzera-i izam bir yere gelüp meyyiti izhar eylediklerine
nadim oldılar. Evvelki hal üzere gitmek evla imis dediler Âhir-kar Vezir-i
Âzam Sokollu Mehmed Pasa hazretleri yoldaslar niçün yürimezsiz
yürüyelim bunca yıllık İslam Padisahını niçe bir tevhid ve kuran-ı azim ile
ta’zim eylemeyelüm. Bu denlü gazalar idüp Üngürüs vilayetin dar-ı İslam
eyledi. Cümlemizi ni’met ü ihsaniyle besledi. İvazı bu mıdur ki mübarek
cesedini basımızda götürmeyelüm iste oğlu Sultan Selim han padisahımız on
yedi gündür Belgrad’da size muntazırdır. Merhum gazi padisah -
rahmetullahi aleyh- cümle bahsis ve terakkilerinizi vasiyyet eylemislerdür.
Bi’t-tamam icra olunur hep çalısıruz heman hafızlar durman kuran-ı azim
okun yüriyelim dimekle yürindü “ hafızlar durman kuran-ı azim okun
yüriyelüm derdimize derman kur’andır dinümüz ve imanumuz Kur’andır.
İman ve Kur’an ile gidelüm” diyüp sabah karip idi . "

Kanuninin otağı önden gitmis ve Yeni Padisahın cülûsu için kurulmustu. Ertesi
gün cenaze alayı sehre girmek için hareket etmisti. Bütün devlet erkânı matem
elbiseleri giymis ve semleler sarınmıslardı. Solaklar ve peykler sorguçlarını çıkarıp
börklerin üstüne pestemallar (futalar) sarmıslar, çavuslar ve çasnıgirler ve diğer ağalar
karalar sarınmıslar dilsizler çullar giyinmisler herkes ağlayıp, feryad ediyordu.
Belgrad halkı da aynı sekilde üstlerine matem elbisesi olarak çullar giyinmis olarak
köprüyü geçip cenazeyi karsılamıslardı . Arabanın örtüsü açılmıs içeride tabut ile
üzerindeki sorguçlu mücevveze görünüyordu. Asağıda minyatürünü de göreceğimizi
bu sahne oldukça etkileyici olup artık asker sivil bütün insanlar üstlerine mutlaka matem alameti olabilecek bir seyler geçirerek ve cenaze alayına katıldıkları anlasılmaktadır . Cenaze alanı, önüne yüksek sâyebânlar kurulmus olan otağı hümayuna yaklasmısı.

Bu sırada libası matem pûsîde miski atlas câme ve siyah çuka selimî nimtene
giyinmis olarak tarif edilen Padisahın siyah çukadan elbise ve siyaha yakın koyulukta
atlas kaftan giydiği anlasılıyor, yeni Padisah Sultan II. Selim Han, bu kıyafetiyle yas
elbiselerine bürünmüs olarak babasının cenazesini karsılamaya gelmisti . Önce orada
bulunanlara selam vermis sonra arabanın örtüsünü eliyle açmıs, karsısına geçip ellerini
kaldırarak dua etmis ve gözleri yaslarla dolmustu. Vezirler ve diğer devlet erkânı da
matem elbiselerini giyip semleler sarınmıslardı . II. Selim’in arabanın önünde dua etmesinin ardından devlet erkânı arabanın önünden yürüyerek cenazeyi daha önceden hazırlanan musallanın üzerine götürdüler
ve hep beraber cenaze namazı kılındı. Cenaze, kılınan namazın ardından Vezir Ahmed
Pasa, Ferhad Pasa ve Seyh Nureddin Efendi ile birlikte dört yüz kisi ile birlikte
Belgrad’dan İstanbul’a götürülmek üzere yola çıkarıldı .

PADİSAHIN CENAZESİNİN İSTANBUL’A GÖTÜRÜLMESİ

Cenaze giderken geçtikleri sehirlerde kasabalarda halk ve âlimler ağlayarak dua
ediyorlardı. Nihayet bu sekilde, Kanuni Sultan Süleyman’ın cenazesi İstanbul’a
ulasmıs İstanbul halkı da aynı sekilde karsılama yapmıstı. Edirnekapı’da karsılanan
cenaze, halkın feryad-ü figânı arasında Süleymaniye Camisinin avlusuna getirildi.
Kanuni Sultan Süleyman’ın ilk cenaze namazı otağının içersinde, ikincisi oğlu
Selim’in Belgrad’a geldiği zaman kılınmıstı. Süleymaniye camisinde kılınan cenaze
namazı ile birlikte üçüncü defa Kanuni Sultan Süleyman’ın cenaze namazı kılındı. Bu
son cenaze namazını Seyh’ül-İslam Ebu’s-su’ud Efendi ya da Nâkib’ül-Esraf
tarafından kıldırılmıstır. Bu cenaze törenine o kadar katılan olmustu ki halkın birçoğu
namazı sokak aralarında kılmıstı.

Kanuni Sultan Süleyman’ın türbesi daha önceden hazırlandığında buraya
gömüldü. Cenazeyi tasvir eden bir minyatürde tabutun önünde bulunan bir kisinin basının üzerinde bir çekmece tasıdığı görülür. Bu çekmece ile ilgili Ahmet Süheyl
Ünver su bilgileri verir :

“ Kanuni Sultan Süleyman bir gün ölünce, beni hususi çekmecem ile gömünüz
demis. Cenazesine, birlikte gömülmesi vasiyeti var diye bunu da getirmisler. Kanuni
Sultan Süleyman gömülmüs, sıra çekmeceye gelmis ulema, birlikte gömülmek caiz
değildir ama padisah vasiyet etmistir. Yerine getirilmesi vaciptir, diye münakasalar
olurken çekmece tasıyanın basından kurtularak yere düsmüs, parçalara bölünmüs ve
içinden bir çok ufak kağıtlar etrafa dağılmıs. Defin merasimi esnasında hazır bulunan
Seyhülislam Ebussuud Efendi bunlardan birkaçını yerden alarak bakmıs hemen hepsi
Kanuni Sultan Süleyman’ın emri ile kendisinin verdiği fetvalar, bunun üzerine Ey
Süleyman! Rûz-i cezada sen bu isi neye böyle yaptın Ebussuud fetvasını verdi. Buna
neden lüzum gördün. Ebussuud reyiyle hareket ettim . İste fetvası diye kendini bütün
sorgulardan kurtaracaksın. Ya ben de oraya varınca halim nice olacak diye
ağlamıs .”

Kaynaklar :

Ramazanzade Agehi Mansur Çelebi, Fetihname-i Kal’a-i Sigetvar
Feridun Ahmed Bey, Nüzhet’ül-Ahbâr
Meryem Kararmaz, Heft Dâstân
İsmail Hami Danismend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi
Mustafa Nuri Pasa, Netayic’ül-Vukuat
İsmail Hami Danismend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi
Zeynep Tarım Ertuğ, XVI. Yüzyıl Osmanlı Devleti’nde Cülûs ve Cenaze Törenleri
Ahmet Süheyl Ünver, “Kanuni Sultan Süleyman’ın Avusturya Seferinde Hastalığı, Ölümü, Cenazesi ve

Defni