YORUMLARINIZI PAYLAŞIN

YAKINDA İNTERNET SİTEMİZ AKTİF HALE GELECEKTİR

25 Ocak 2014 Cumartesi

ÇEŞİTLİ EFSANELERİN ANLATIMINA GÖRE , NUH TUFANI ...





Tevrat Öncesi Dönemde Tufan Efsanesi

Tevrat’ın ortaya çıktığı bölgede, tarihsel sürecin geçmişe doğru izleri araştırılırken,19.yy.da kazılarda ortaya çıkan çiviyazılı tabletlerde eski uygarlıklara ait tufan öyküleri tespit edilmiştir. İ.Ö. üçüncü bin yıl ortalarına
uzanan Mezopotamya tufan öykülerinin çoğu İ.Ö. ikinci bine tarihlenir Antik Yunanlılar doğuya doğru yaptıkları akınlar ve işgaller sonucu Anadolu ve Mezopotamya kültürlerini keşfetmişlerdir. İ.Ö: 750 yılında doğu Akdeniz’de Antakya civarında koloni kurarak bölgeye yerleşen yunanlıların, bölgedeki Fenikelilerden aldıkları alfabe sayesinde yazıyı geliştirmeleri tarihin en önemli dönüm noktalarından biri olmuştur. Antik Yunan uygarlığının tarihe önemli katkısı, yayıldığı coğrafyada Mezopotamyanın ve yakın doğunun eski kültürlerine ait bilgileri, mitoloji, edebiyat, tarım, sağlık ve gökyüzüne ilişkin kültürel birikimden edindiklerini yazıya geçirerek batı dillerine aktarmak olmuştur. Bu gün ulaşabildiğimiz en erken tarihli yazılı kaynaklar , gelişkin bir alfabeye sahip olan Antik Yunan dilinde İ.Ö : V.yüzyıldan itibaren yazılmaya ve yayılmaya başlamıştır, bu sayede tarihte bilginin yazılı akışı başlamıştır. Yazılı tarihte ilk bilgiler mitoloji ve ikonografi
kaynaklarını oluşturur. Bu bilgiler, antik dönem kültür mirasının devamı olarak batı hristiyan sanatında mitsel ve dinsel konulu tasvirlerin kaynağını oluşturur .


Mezopotamya , İnsanoğlunun uygarlığa adım attığı iki nehir arasında yer alan bereketli topraklardır. Türkiye’nin güney doğusundan başlayarak Irak topraklarında devam eden Fırat ve Dicle nehirlerinin denize döküldüğü Basra körfezine kadar uzayan alan boyunca, tarih öncesinde kurulmuş ve yazılı tarihi başlatan uygarlıklar yaşamıştır. Mezopotamya’nın İki nehir arasında olması, sürekli sel tehdidiyle karşılaşmasına neden olmuşsa da bölge konumu nedeniyle sürekli istilaya uğramıştır . Mezopotamya kentlerinde karşılaşılan zigguratların deltada sık yaşanan su baskınlarından kaçıp kurtulma yeri olduğu şeklinde tartışmalı bir kuram öne sürülmüştür . Bölgede M.Ö: 4500-4000 yıllarından tarihe çeşitli izler bırakan kültürlerin izleri üzerine, İ.Ö: 3000 ler de kuzeyden gelerek yerleşen farklı bir halk, yerlilerle kaynaşarak önemli bir uygarlık kuran ve yazıyı ilk bulan Sümerler olmuştur. Çivi yazısını icat eden bu halkın doğru adlandırılması, Asur dilini inceleyen Jules Opert sayesinde olmuştur. Opert , 1869 da Fransa’da Numizmatik ve Arkeoloji Derneğinde verdiği konferansta bu dilin Sümerce olarak adlandırılması gerektiğini, yazılı tablette yer alan Sümer ve Akad kralı ibaresine dayanarak öne sürmüştür. Asur ve Babil ülkesinin Sami halklarına Akad denirken bu bölgede Sami olmayanlara Sümer deniyordu . Onlar, ilk yazanlar ilk anlatanlar olmuştur.

Sümer Tabletlerinde Tufan Efsaneleri

Uygarlık tarihinde köy yerleşimleri büyüyüp kentlere dönüşünce, kentlerin yönetici kralları ortaya çıkmıştır. Krallar aynı zamanda büyük kahramanlardır, güçlü bir yönetimin gereği olarak, krallara kahramanlık
hikayeleri atfedilir. “Kahramanlar” insan üstü olunca, yöneten kralda tanrısal pozisyonda olmuştur. Sümerler İ.Ö.III. binde ve II.binde krallarının listesini ve koydukları kanunları yazılı kayıtlara geçirmiş bir uygarlıktır5. Mezopotamya da şehirler kuran topluluklar, nesneyi ve sesi temsil eden şekillerden harfleri oluşturmuşlardır. Sümerler şu ana kadar bilinen en erken yazılı kaynak bırakanların öncüleridir. Sümerler Antik Mısır medeniyeti ile eş zamanlı olarak tarihte yer almış, sistematik bir düzen kurmuş, kanunlar koymuşlardır. Sümerler yazıyı edebiyat anlamında kullanan güçlü kültürleri ile civar komşuları olan Akad, Asur, Babil kültürlerini etkilemişlerdir. Son iki yüz yıldır süren bilimsel araştırma ve kazı sonuçlarına dayanan yayınlarda,

Mezopotamya civarında yaşayan Sami halkların, Sümer efsanelerini ve yasalarını alıp kendilerine mal ettikleri ortaya koyulmuştur . Sümer ülkesinin kuzeyine (Bağdat yakınları) yerleşen Sami halklar, Sümer ve Asurlar için tehdit edici olmuşlardır. Bu halkların Sümer mitoslarını İbrani rahipler eliyle revizyondan geçirip kendi kurtuluş tarihlerini yazdıkları kutsal kitap araştırmacısı akademisyenler tarafından ifade edilmiştir . İ.Ö.1750 lerde Sümerlere son veren Babil Krallığının bütün Mezopotamya ya egemen olması ile Sümer krallığı ortadan kalkmış Sümerler Babil içinde erimişlerdir. Babil kelimesi İbranicede “kargaşa” demektir (Kutsal Kitap). Sümerlerin Yahudiler, İsrailoğulları ya da Babilliler gibi sami topluluklarla dil ve din benzerliği yoktur, ancak Sümer kültürünün edebiyat ürünleri etkin bir biçimde Babil diline çevrilen efsanelerde kendisini göstermektedir. Gılgamış Destanı, Babil krallığı dönemine ait tabletlerde, Babil dili olan Akadca yazılmaya devam etmiştir. Bölgede yapılan kazılarda Babil tabletleri önce bulunmuş, destanların Sümerce olan daha eskiye ait örnekleri, daha sonraki yıllarda 1890 yılında Nippur kazılarında ortaya çıkmıştır. Tabletlerde
farklı isimlerdeki kahramanlara yazılan birbirine benzer tufan hikayelerinin Sümerceden, Akad, Asur, Hitit, Hurri dillerine taşınarak Mezopotamya dışına yayıldığı arkeolojik kazı ve araştırmalar sonucu ortaya çıkmıştır . Çiviyazılı tabletlerde belirtildiğine göre; Sümer ülkesinin tufandan sonra var olan ilk şehirlerinden Uruk şehri kralı Gılgamış’ın adı burada yer alır, Sümer kralları i.Ö: 1800 lere kadar saltanat sürmüştür. Gılgamış’ın bu listedeki yerine göre İ.Ö: 2700 yıllarına denk geldiği tahmin edilmektedir .

Gılgamış’ın konumuz bağlamında önemi , adına yazılan destanda geçen tufanla ilgili bölüm dolayısıyladır. Efsanenin yazılı olduğu tabletler , yıllarca süren çalışmalar sonunda British Museum’da , 1872 de Çiviyazısı ve
antik diller uzmanı, George Smith tarafından çözümlenmiştir. Gılgamış destanı ve öykülerinin anlatıldığı on iki tabletten oluşan bir grup buluntu Ninova’da “Kral Asurbanipal’in saray kitaplığı” kazısında ele geçmiştir, söz konusu tabletlerden bir tanesi tufan hikayesi ile ilgili bölümü anlatmaktadır.
Gılgamış Destanında Utnapiştim’in Tufan Öyküsü

Tufan kahramanı Utnapiştim, Kahraman Kral Gılgamış’a ölümsüzlüğe nasıl ulaştığını anlatıyor ; (Utnapiştim, Sümerli Ziusudra’nın Babilonyalı karşıtıdır.)
“Çoğalan insanların gürültüsünden uyuyamayan tanrılar bir toplantıda bütün yarattıklarını ortadan kaldırmaya bunu bir tufanla yapmaya karar veriyorlar . Bilgelik tanrısı Enki, Utnapiştim’e evinin duvarından seslenerek durumu bildiriyor, bir gemi yaparak ailesini ve mümkün olanları kurtarmasını söylüyor. Gemiyi nasıl yapacağını tarif ediyor. Utnapiştim söylenenleri yapıyor , ailesini, akrabalarını, sanatçıları, hayvanları, tüm yaşayan şeylerin tohumunu alıyor gemiye biniyor. Tufan başlıyor altı gün altı gece sürüyor, yedinci gün sakinleşiyor gemi Nizir dağına oturuyor. Utnapiştim yedi gün bekledikten sonra güvercini dışarı salıyor, o konacak yer bulamayıp gemiye dönüyor, kırlangıçı gönderiyor oda geri dönüyor, son olarak kuzgunu yolluyor, kuzgun yiyecek bulduğu için gemiye dönmüyor, yedinci gün gemiden çıkan Utnapiştim dağın tepesinde tanrılara kurbanlar ve içkiler sunuyor, yedi kazanda kurban etleri pişiyor, kokuları duyan tanrılar üşüşüyor, tufana karar veren tanrı Enlil kızıyor “kim kurtardı bunları” diye, bilgelik tanrısı Enki onu yatıştırıyor “ölümcül olma” diyor, Enlil’in yaptığı suça karşılık tanrılar, Utnapiştim’e ölümsüzlük veriyor ve Utnapiştim ile karısı nehir ağzındaki tanrılar bahçesine yerleştiriliyor ”.

Tufanla ilgili kısmın devamında,

“ Gılgamış’a yedi gün uykusuz kalma testi yapılıyor Gılgamış bu testi başaramıyor, geri dönerken boş elle gitmemesi için Utnapiştim ona su altında olan gençlik otunu bulursa hiç olmazsa yeniden gençleşebileceğini söylüyor. Gılgamış otu buluyor fakat onu da yılan yiyor, hayal kırıklığına uğramış olan Gılgamış büyük bir üzüntüyle şehrine geri dönüyor” .

Öyküde; gençlik otunu yiyen yılan, kaçarken derisini değiştirip geride bırakır burada deri değiştirerek, eskiyi bırakarak yenilenen yaşamın vurgulandığı, etiyolojik (nedenbilimsel) mitos özelliğini gösterir. Çok tahrip
olmuş olan on ikinci tablette yer alan son bölümde, Gılgamış’ın ölen arkadaşı Enkidu, yel püfürtüsü gibi yerden çıkıp toz toprak içinde olduğunu anlatarak yeraltındaki acıklı durumunu törensiz gömülmesine bağlamaktadır. Öykünün sonunda uygun törenle gömülenler ile törensiz gömülenlerin karşılaştırması yapılmaktadır. Profesör Gad ve Prof. Kramer bu tabletin Sümerce aslından doğrudan çeviri olduğunu söylemişlerdir . İsimleri ve öyküsü Sümerce olan bu tablet Akadca yazılıdır. Mezopotamya da yapılan kazılarda, tufanın farklı anlatımlarını içeren farklı dillerde yazılmış tabletler bin yıllık zaman dilimine yayılmış halde bulunmuştur. Sümerlere ait on binlerce çivi yazılı tablet 19.yy da yapılan kazılarda ortaya çıkmıştır, ülkemizde ve dünya müzelerinde korunmaktadır.
Kahraman Kral Ziusudra’nın Tufan Öyküsü

Sümer dilinde yazılmış, İ.Ö. 2500 tarihli en eski tufan efsanesi, Nippur kazısında 1890 yılında çıkan tablette anlatılan tufan öyküsüdür. Sümerli tufan kahramanı Şruppaklı kral Ziusudra’dır. Tanrılara saygılı itaatli kral Ziusudra’ya rüya ile karışık bir durumda iken duvar arkasından bir ses ile tufan olacağı haber verilir, tufandan kurtulması için neler yapması gerektiği söylenir. Tufandan kurtulan Ziusudra güneş tanrıya kurbanlar sunar,
bitkileri ve insanlığın tohumunu koruyan Ziusudraya tanrılar Anu ve Enlil ölümsüzlük verir, Onu güneşin doğduğu yere Dilmun ülkesine yerleştirirler . bu öyküde tanrıların neden tufan kararı verdiklerini anlatan bölüm, kayığın yapımı ile ilgili bölümler yitik parçalardır ancak kayığın yedi gün yedi gece fırtınada yol alışının anlatıldığı kısımlar mevcuttur .

Babil Tabletlerinde Tufan Efsaneleri

Gılgamış destanını anlatan akadca tabletlerde mitos kahramanı kral Gılgamış’ın serüvenleri anlatılır, bunlar babil bölgesinin çoktanrılı inançlarının anlatıldığı bir dizi hikâyeyi içerir. Asurbanipal kitaplığı kazısında çıkan
tabletlerden birinde Gılgamış’ın ölümsüzlüğü ararken karşılaştığı Utnapiştim’den dinlediği tufan öyküsü aktarılır.

“Utnapiştimin tufandan kurtulan gemisi Nizir dağına oturmuş, Utnapiştim bu dağda karaya çıkmış Tanrıya kurban kesmiş, Tanrı tarafından kendisine ve karısına ölümsüzlük verilmiştir .”

Efsanenin Sümer örneğinde baş tanrı Enlil, çok gürültü yapan insanları yok etmeye karar vermiş, bilgelik tanrısı Enki, Ziusudra’ya “rüyasında” tufan olacağını bildirmiştir. Babil öykülerinde tufan haberi Atrahasis’e “bir duvar arkasından gelen ses” ile uyarı biçiminde iletilmiştir, Ea’nın Utnapiştim’i “kamış kulübenin duvarının arkasından gelen ses” ile uyarmıştır.

Kahraman Atrahasis’in Tufan Öyküsü (M.Ö: 1700-Akadca)

“Tanrılar insanları yarattıktan sonra insanlar çoğaldılar ve çok gürültü yaptılar, her taraf bağırma sesleriyle doldu, tanrılar gürültüden çok huzursuz oldular, geceleri uyuyamaz hale geldiler, çeşitli felaketlerle zaman zaman insanları azalttılar, İnsanlar yine çoğalmaya başladı. Başta tanrı Enlil olmak üzere bütün tanrılar gürültüden sikayetçi oldular, bunun üzerine bir tufanla bu gürültücü insanları yok etmeyi planladılar.
İnsanların dostu olan bilgelik tanrısı Enki, bunu hemen bir duvarın arkasından Atrahasis’e bildirdi; evi bırak bir tekne yap, mallarını koru hayatını kurtar, yapacağın tekne onun tavanı deniz derinliği gibi olsun içine güneş
girmesin, takımları sağlam olsun, zift sağlam olsun, onu güçlü yap, sonra senin üzerine sağnak yağdıracağım kuşlardan rüzgar, balıklardan sel olacak. o su saatini açtı içini doldurdu. Atrahasis bu emri aldı, yaşlıları kapıya topladı, benim tanrım sizin tanrınızla uyuşamıyor, Enki ve Enlil birbiriyle devamlı kavgalılar , beni ülkeden atıyorlar. Enki’ye saygılı olduğumdan bana bunları söyledi, Enlil’in toprağına ayak basmayacağım, ben tanrım Enki ile yaşayacağım dedi, dinleyenler ona yardım etti ve gemi yapımı başladı. Tufan
belirtileri başlıyor korkunç rüzgar esiyor, kapı sürgüleniyor, tufan geldi kimse kimseyi görmedi, bu felakette kimse kimseyi tanımadı koyu karanlık kapladı ortalığı güneş yok olmuştu …”

Efsanenin tufanla ilgili kısmın diğer tablette devamı özetle;

“Tanrıça üzülür ağlar, tanrılar meclisine kızar onlarla işbirliği yaptığı için pişmandır, yarattıklarına yardım edememiş onlar sinekler gibi ölmüştür. Baş karar verici Anu’ya söylenir, halka felaket getiren, akılsızca tufan verene ağıt yakar, tanrılar da onunla ağlar ülke için. Yedi gün yedi gece tufan sürer. Tufandan sonra tanrılara kurbanlar sunulur, kokuyu duyan tanrılar sinekler gibi üşüşür, bir adam kurtulmuştur, tanrılar bunu Enki’nin yapmış olduğunu tahmin ederler . Enki açıklama yapar büyük tanrılara, ben bunu sizin için yaptım ben
yaşamın korunmasından sorumluyum der doğum tanrıçasına öneride bulunur, üç çeşit kadın yarat, biri doğuran, biri kısır, biri çok doğurandan çocuk kaçıran dişi cin olsun, kaçırılan çocuklar tapınağa verilecek, onlara doğurmak yasak olsun, rahiplik, rahibelik meydana getirilsin böylece çok çocuk doğurma olmasın. Tufandan bir adam kurtuldu senin emrinle insanlar kurtuldu, seni öven şarkılarla halk bunu anlatsın. genç yazıcı nur-aya” .
Bir Başka Tablette Yer Alan Babil Tufan Öyküsü

Nippur’a yakın Abu-Salabih Höyüğünde bulunan tablette; arkadaşı Enkidu’nun ölümüne üzülüp, ölümsüzlüğü arayan Gılgamış’a güneş tanrı Şamaş, ölümsüzlüğü bulamayacağını söyler ama O ısrarla yola devam eder,
ölüm denizi kıyısına gelir, Utnapiştimin kayıkçısı Urşanabi onu karşıya geçirir ve tanrılar tarafından ölümsüzlük verilmiş olan Utnapiştim’e götürür. Utnapiştim’in anlattığı öyküye göre; “Tanrılar Anu, Enlil, Ea, Ninurta,
Ennugi birlikte aldıkları tufan kararını, Şruppaklı Ubartu’nun oğlu Utnapiştim’e kamış evin duvarından bir ses ile tanrı Enki/Ea haber veriyor, gemiyi nasıl yapacağına dair bilgi veriyor, geminin yapılışı gemiye biniş, gemiye bütün akrabalarını ve tüm canlıları alışı, tufanın başlaması, tufanı şiddeti uzun uzun anlatılıyor. Sonunda tanrılar ve tanrıça İştar dahi korkuyor, üzülüyor. Altı gün altı gece süren tufan yeryüzünü yok ediyor, yedinci gün yağmur duruyor, kilden yaratılan insanlar kile dönüşüyor. Utnapiştim geminin hava deliğini açıyor, karşıda Numuş/Nizir dağı görünüyor, gemi orda karaya oturuyor. Dağ onu yedi gün tutuyor, yedinci gün Utnapiştim güvercini gönderiyor, güvercin konacak yer bulamıyor geri geliyor, sonra kırlangıcı gönderiyor, kırlangıç konacak yer bulamayıp geri geliyor. Utnapiştim en son olarak gemiden kargayı gönderiyor, karga yiyecek bulduğu için dönmüyor utnapiştim suların çekildiğini karganın konacak yer bulduğunu anlıyor. Karaya çıkılıyor Ziggurat dağı önünde tütsü kurbanı yapılıyor Tanrılar bu kokuya üşüşüyor. Doğum tanrıçası Beletili Anu’nun kendisine taktığı lapislazuli taşlardan oluşan kolyeyi gösteriyor sizi bu kolyedeki tanrılar gibi unutmayacağım diyor. Tufana karar veren Enlil ise bazı kurtulanlar olduğunu görünce kim kurtardı bunları diyerek kızıyor, Bilgelik tanrısı Enki/Ea, suçsuzların da ölmesine sebep oluğu için Enlil’e karşı çıkıyor bunun üzerine Enlil gemiye gelerek insanlığı kurtardığı için Utnapiştim’i kutsuyor ve ona ölümsüzlük bahşediyor. Bundan sonra Utnapiştim ve karısı ölümsüz olarak nehirlerin denize döküldüğü uzak yerde yaşamaya devam edecektir” .

Mitolojide zengin öykülerle dolu kil tabletlerde yer alan tufan söylencelerinden biri olan bu öyküde gemi boyutları,120x120x120 olup küp biçiminde, yedi katlı, dokuz bölümlü olarak tanımlanır . Yirmi üç bin tablet
sadece Nippur kazılarında ele geçmiştir çoğu Fladelphia Üniversitesi Müzesindedir .

Farklı Toplumların Mitolojilerinde Tufan Söylenceleri

Mitos işlev olarak bilgi aktarmaz. Antik dönemde mitosun işlevinin ne olduğunu insanlık yüzyıllar öncesinde de merak etmiş bu konuda kafa yormuştur, mitoslar, insanın eylemlerini anlatırlar, “mitos sayesinde dikkat
çekilen eylem”, insan yaşamının gerektirdiği mücadeleleri anlamlı kılmak için, geliştirilen “ritüellerle” tekrarlanarak aktarılmıştır. Bir başka deyişle, eyleme anlam katma çabası olarak ortaya çıkan ritüel davranışlar, tekrarlanarak kolay akılda kalmas için, şiirsel bir tarzda müzikal sözlü söylenceler olarak
aktarılmıştır. Tufanın sembolize ettiği su ile bağlantılı mitolojik yaratılış efsaneleri dünyada pek çok farklı kültürde de karşımıza çıkar. Tufan öykülerinin çoğu benzerlikler gösterir. Bu konuda kapsamlı bir çalışma olan, Metin And’ın “Minyatürlerle Osmanlı İslam Mitologyası” adlı eserinde değinilen bazı örneklerde çeşitli toplumların mitolojilerinde yer alan tufan efsanelerine yer verilmiştir. Laos mitolojisinde, gök tanrı Lo insanların yediklerinden bir kısmını kendisine vermedikleri için insanlara kızıp tufan yapar, salla kurtulan
üç kişi ile yeniden yaşam başlar. Çin mitolojisinde, suların yükselmesi karşısında mühendis Yu’nun kanallar kazarak çözüm bulması uzak doğuda çeşitlemeleri olan bir tufan öyküsüdür . Altaylarda, Nomo (suyun efendisi) Efsanesi, tufan kahramanı Nomo’ nun Nuh Tufanına benzeyen öyküsüdür .
Yunan mitolojisinde, Zeus kötü insanları yok etmek için yeryüzüne tufan yollar sadece iki kişi, Deukalion (Prometheusun oğlu) ve karısı pyrrha (ilk kadın pandoranın kızı) kurtulur. Bu efsanede, Prometheus, oğlu
Deukalion’a bir sandık yapmasını, karısını ve yiyecek alıp içine girmesini söylemiştir, sandık ile suları aşarlar, tufan dokuz gün dokuz gece sürer, Parnassos dağına ayak basarlar. Zeustan yeni insanlar yaratmasını dilerler,

Zeus, “ananın kemiklerini arkaya at” der, prometheus’un açıklaması ile toprağın taşlarını arkaya atarlar, o taşlardan kadınlar, erkekler oluşmuş yeni insan soyu türemiştir . Asyanın ilkel kavimlerinden Andaman adaları halkının tufan efsanesi, gökte oturan yüce Puluga’nın öyküsüdür. Pluga ilk insan Tomo’yu yaratmış, insanlık ondan türemiş ama bir gün kızıp tufanla insanlığı yok etmiş sadece dört kişi kurtulmuştur. Meksika’da ve Avusturalya’da ay kızınca tufan yapar. Tufan ayın karanlık üç günü ölümü ve yeniden doğuşu ile ilişkilendirilir . Yaratılış teorilerinde görülen sudan oluşmak algısı, sudan çıkarak hayata başlangıç şeklindeki yaratılış algısı bütün toplumların mitolojilerinde çeşitli efsanelerle anlatılmıştır, pagan ya da Budist kültürlerin mitolojik tufan efsaneleri tez konumuzun kapsamı dışındadır, bu öykülerin metin benzerliği ve ana fikir noktalarına dikkat çekmek amacıyla kısaca değinilmiştir. Yaratılış ve ilk insan ve ölümsüzlüğü arayış teması, tufan hikayesi kahramanından önce ilk insanın ölümsüzlük arayışı olarak “Adapa Mitosu”unda karşımıza çıkar, Mısırda Amarna arşivlerinde bulunmuş bir Mezopotamya mitosudur. İbrani “Adem” in Asurlu karşıtı olan “Adapa” mitosunda, Sami Mitolojisinde İbranilerin “cennetten düşüş” öyküsünde “Yehova’nın Adem ve Havva’ya deri giysiler vermesi” ile bağlantılar görülebilir . Sami mitolojisinde ve İbrani öykülerinde, kutsal metinlerdeki bu mitosların çeşitli versiyonları ve daha başka pek çok mitosla karşılaşılır.

Bilgelik tanrısı Ea’nın yarattığı oğlu Adapa, Eridu kentinin rahip kralıdır ölümlüdür ve ölümsüzlüğü aramaktadır, baş tanrının söylediklerini reddetmesi ile ölümsüzlüğü elde etme şansını kaybetmiştir. Baş tanrının
verdiği gömleği ve kokuyu/yağı almış, cesareti takdir görmüş kendisine bazı üstünlük ve bazı zayıflıklar verilerek yeryüzüne gönderilmiştir .